“Tanrı, insanların uzun ömürlü olmaları için Bozcaada’yi yarattı” demiş Heredot…

“Tanrı, insanların uzun ömürlü olmaları için Bozcaada’yi yarattı” demiş Heredot…

Bozcaada ; kelimelerle anlatılmayan, hayallere sığmayan, daracık sokakları, arnavut kaldırımları ile yaşadıkça yaşamak isteyeceğiniz,  samimi ve dürüst insanlarıyla şehir hayatını gölgede bırakacak denizin ortasında bir kara parçası…Nereden başlamalı nasıl anlatmalı bilmiyorum o kadar çok anlatılacak yeri var ki sanırım bu yazının ikinci bölümü hatta üçüncü, dördüncü bölümü de olmalı. Bozcaada’ya gitmek için plan yapmaya başladığınız anda başlıyor heyecan ve içimiz içimize sığmıyor. Hazırlıklarımızı yapıyoruz şarap kadehlerimiz, türbişon, tahta peynir tabağı ve peynir bıçaklarımız, outdoor sandalyelerimiz, uyku tulumlarımız ve günbatımı playlistimiz adaya gelirken olmazsa olmazlarımız. Başka hiçbirseye ihtiyacınız yok adadaki dostlarımızdan başka.

Bozcaada Yolunda

Ada’ya doğru İstanbul’dan gece 03.00 gibi yola çıkıp 4-5 saatlik bir yoldan sonra Geyikli İskelesi’ne geldiğimizde başlıyor huzur ve dinginlik. Geyikli’den feribota binip 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra adaya varıyoruz.

Latife Hanım Konagi

Kendimizi evimizde gibi hissettiğimiz Latife Hanım Konağı’na bavullarımızı bıraktıktan sonra hemen atıyoruz kendimizi dışarıya. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz sahilde kahve mi içsek? Koyları mı gezsek? Kahvaltı mı etsek hepsini aynı anda yapmak istiyoruz. Sanki kaldığımız süre içerisinde hepsini yapmaya zamanımız yetmeyecek gibi hissediyoruz. Kahvaltımızı ettikten sonra tüm geceyi yolda geçirmemize rağmen atlıyoruz arabaya herşey yerli yerinde mi kontrol etmek için çıkıyoruz yola. İlk uğradığımız yer Tuzburnu arabadan indikten sonra  kollarımızı açıp kucaklaşıyoruz. Özlemiş bizi; biz de onu… Sandalyelerimizi çıkarıp chillout müziklerimizle birlikte transa geçip şehir hayatının o gereksiz koşturmasından sıyrılıyoruz.

Saat 12.00 olmuş bile farkına varmamışız. Acıktık ! Yanımızda getirdiğimiz tel ızgaramızın üzerine koyduğumuz kasap sucuklar eşliğinde Çamlıbağ Kuntra şarabımızı yudumluyoruz. Yaşam simdi daha anlamlı ve huzurlu Bozcaada’da… Öğleden sonra koyları gezerek Ayazma’ya geliyoruz. Mermer Burnu, Akvaryum, Ayana ve Beylik Koyu… Beylik Koyu’na yukarıdan bakan tepeden manzara Bob Ross’un bile fırçasından çıkamayacak kadar güzel :) Ayazma’ya uğramadan gidilir mi? hiç günbatımına… Günbatımı yazısını bir sonraki yazıya bırakmak istiyorum birkaç kelime ile geçiştirmek yerine sayfalarca yazmak istiyorum. İkinci bölümü yazmak için sabırsızlanıyorum. :)

Prev Spor Yapmak Lüks Değil, Bir Alışkanlık Olmalı!
Next Çalışan Kadının Detoks Suları ile İmtihanı

About Author

Admin

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Comment